Su tüketimi içme ve temizlik ya da tarımda sulama ile sınırlı kalmıyor, otomobilden çikolata üretimine, gazete, dergi basımına kadar herşeyden suya gereksinim duyuluyor.
Otomobil üretmek için 380 bin, bir dergiye 9 litre, bir kilo demire 100 litre su kullanılıyor, 100 gram çikolata için bir litre suya ihtiyaç duyuluyor. Türkiye deki 110 milyar metreküp kullanılabilir su varlığının yüzde 10u endüstriyel, yüzde 75i ise tarım amaçlı değerlendiriliyor.
Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) Türkiye Genel Müdürü Filiz Demirayak, suyun yaşamın sürekliliği için en temel gereksinimlerden biri olduğunu söyledi. Yeryüzünün yüzde 70 inin suyla kaplı olmasına karşın bunun sadece yüzde birinin içilebilir olduğunu belirten Demirayak, kentlerin de çoğunun su kaynaklarına yakın yerlerde kurulduğuna, tarih boyunca insanların suya kolay ulaşmaya çalıştıklarına dikkat çekti.
Demirayak, günlük yaşamda kullanılan suyun yüzde 80 inin akarsular, göller, sulak alanlar, sazlıklar, deltalar ve turbalıklardan karşılandığını, geriye kalan yüzde 20 sinin ise yeraltısularından çıkarıldığını ifade etti. Türkiye'de kullanılabilir suyun yaklaşık yüzde 15'inin içme ve evsel amaçlı, yüzde 10'unun endüstriyel, yüzde 75'inin de tarım amaçlıkullanıldığını belirten Demirayak, sanayinin her gün kullanılan maddeleri üretmesi için suya gereksinimi olduğunu söyledi. Demirayak, şöyle konuştu:
İçme ve temizlik kullanımında öne çıkan su, sanayi kuruluşlarının olmazsa olmazlarından biridir. Bir otomobil yapmak için, 380 bin litre su kullanılır. Bir inek günde 90 litre su içerken,100 gram çikolata üretmek için bir litre, bir dergi için 9 litre, bir kilo hazır kahve için 20 litre, 1 kilogram demir üretimi için 100 litre su gerekir.
Türkiye'deki potansiyel su varlığının 196 milyar metreküp, tüm kullanılabilir su varlığının yeraltı suları dahil 110 milyar metreküp olduğunu bildiren Demirayak, Türkiye, bilinenin aksine su zengini bir ülke değildir. Kişi başına yılda 3 bin 500 metreküp potansiyel, bin 800 metreküp kullanılabilir suyumuz var dedi.
YILLIK 27 MİLYAR METREKÜP EK SU GEREKİYOR
WWF Türkiye Genel Müdürü Filiz Demirayak, son 50 yılda kişi başınakullanılan su miktarının yüzde 50 arttığını, 26 ülkede 232 milyon kişinin ise su krizi yaşadığını ifade ederek, şunları söyledi:
Dünya genelinde her yıl 250 milyon insan sudan kaynaklanan salgın hastalıklara yakalanıyor ve 10 milyonu ölüyor. Dünyada 1 milyardan fazla kişi, sağlıklı içme suyuna sahip değil. 2020'de dünyanın üçte birinden fazlası tatlı su kaynağı bulamayacak. Her yıl doğan yaklaşık 90 milyon bebek için yılda ek olarak 27 milyar metreküp su gerekiyor.
Kuraklık olmadığı sürece suyun, hiç bitmeyecek doğal bir hazine gibi geldiğini anlatan Demirayak, Hiç düşünmeden su tüketiriz. Ama su kaynaklarımız aslında çok kısıtlıdır. Bu kıt kaynakları uzun süre kullanabilmek için alınabilecek en iyi önlemlerden biri, daha az kullanmaktır dedi.
NELER YAPILABİLİR?
Filiz Demirayak, su israfının önüne geçilmesi amacıyla alınması gereken önlemleri şöyle sıraladı:
Evlerde kullanılan temizlik malzemeleri, atık sularla birlikte nehirlere karışır. İçinde fosfat bulunmayan ve suda ayrışabilen temizlik malzemeleri kullanarak su kirliliğinin azalmasına katkıda bulunulmalı.
Diş fırçalarken açık bırakılan musluk, suyu boşa harcamaya yol açar. Musluğu sadece gerektiği zaman açarak su tasarrufu yapılmalı.
Evde en çok su tüketilen yerlerden biri tuvaletlerdir. Bu nedenle sifonun su kaçırmamasına dikkat edilmeli.
Kapı önü, balkon ya da teras temizlerken hortumla su tutmak yerine kova ve süpürge kullanarak daha az su harcanmalı.
Bahçeler yoğun buharlaşma olan öğle saatleri yerine sabah erken yada akşam saatlerinde sulanmalı.
Bahçe ya da balkonda kova içinde yağmur suyu biriktirip, araba ya da balkon yıkamak için kullanılmalı.
Musluklar tam kapanarak, damlamaları önlenmeli.
Çamaşır suyunu mümkün olduğunca az kullanarak kirletici etkisi azaltılmalı.
Adapazarı ve beldelerinin içme suyunu sağladığı Sapanca Gölü, hızla kirleniyor ve önlem alınmaması halinde, suyu içilebilir özelliğini yitirecek.
Sakarya Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Bülent Şengörür, Sapanca Gölü'nün korunmasına yönelik çalışmaların yetersizkaldığını belirterek ‘‘Dünyanın sayılı içilebilir tatlısu kaynağı olan doğa harikası göl, hızla kirleniyor’’ dedi. Adapazarı'nın yanı sıra Arifiye, Güneşler, Hanlı, Yazlık, Serdivanve Erenler beldelerinin içme suyu ihtiyacını karşılayan gölün, evsel ve kimyasal atık tehdidi altında olduğunu ifade eden Doç. Şengörür, gölün her iki yanından geçen TEM Otoyolu ve D-100 Karayolu ile evsel atıkların büyük tehlike oluşturduğuna dikkati çekti. TEM Otoyolu ve D-100 Karayolu'ndan geçen araçların egzoz, motor ve lastiklerinden çıkan atıkların gölde yarattığı tehlikenin küçümsenmeyecek boyutta olduğunu anlatan Şengörür, şunları kaydetti:
‘‘Yoldan geçen binlerce aracın egzozundan çıkan gazlar, motor yağları ve aşınan lastiklerden kalan atıklar, yağmur sularıyla doğrudan göle akmaktadır. Bu kimyasal bileşimler, suda kurşun ve ağır metaller oluşmasına neden oluyor. İçme suyunun en büyük tehdidi de kurşun ve metaldir.’’
Göl çevresinde önlenemeyen kaçak yapılaşmanın da önemli kirlilik nedenlerinden olduğunu dile getiren Şengörür, ‘‘Göle akan evsel atıkların önemli bölümü deterjan. Deterjanla beraber göle fosfor karışıyor. Bu, içme suyunu kullanılamaz hale getirir. Doğal ortamda bir göl, kendini 4-5 yılda temizler. Ama dışarıdan kimyasal ve diğer atıklar karışan Sapanca Gölü, kendisini temizleyemiyor’’ dedi
Ormanlar; ağaçlarla birlikte diğer bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar gibi canlı varlıklarla toprak hava, su , ışık ve sıcaklık gibi fiziksel çevre faktörlerinin birlikte oluşturdukları karşılıklı ilişkiler dokusunu simgeleyen ekosistemler olup, dünya yaşamı için vazgeçilmezdirler...
- Ormanlar yaşantımızın her safhasında ihtiyaç duyduğumuz yapacak ve yakacak hammadde kaynağıdır. Bunun yanı sıra bitkisel nitelikli tohum, çiçek, kozalak vb. ile mineral nitelikli çakıl, kum vb.hammadde kaynaklarının bir kısmı da ormanlardan elde edilmektedir.
- Ormanlar, bitkiler ve hayvanlar için doğal bir su kaynağıdır. Kar ve yağmur biçimindeki yağışı yapraklı, dalları, gövdesi ve kökleri ve tutarak sellerin ve taşkınların oluşmasını önler. Ayrıca yer altı sularının oluşmasına yardım eder.
- Ormanlar erozyonu önler. Ormanlar rüzgarın hızını azaltır, toprağı kökleri ile tutarak yağışların ve akarsuların toprağı taşımasını önler.
- Ormanlar, yaban hayatı ve av kaynaklarını koruru. Nesli tükenmekte olan hayvanların üretimi, korunması ve barınmasında koruma alanları oluşturur. Bu sahalar milyonlarca canlının yuvasıdır.
- Ormanlar bitki örtüsü ve toprak içerisinde büyük miktarda karbon depoladıklarından, ikim üzerinde olumlu etkiler yapar. Aşırı sıcaklıkları düzenler, bir ısı tamponu gibi görev yapar. Sıcağı soğuğu dengeler, yaz sıcaklığını azaltırken, kış sıcaklığını artırır, radyasyonu önler.
- Su buharını yoğunlaştırarak yağmur haline gelmesini sağlar. Rüzgar hızını azaltarak toprak ve kar savurmalarını ve rüzgarın kurutucu etkisini yok eder. Bu nedenle açık alanlara oranla ormanlarda gündüzler serin geceler ise sıcaktır.
- Ormanlar, eğelenme, dinlenme ve boş zamanları değerlendirme imkanı sağlar. Havası, suyu, doğal görünümleri ve sakin ortamı ile özellikle şehirlerde yaşayan insanları kendisine çeker. Bu yönüyle insanların beden ve ruh sağlığı üzerinde olumlu rol oynar.
- Yerleşim alanları çevresindeki hava kirliliğini ve gürültüyü önlemesi ile insan sağlığı bakımından büyük önem taşır. Ormanların insan sağlığı üzerindeki bütün bu olumlu yararları nedeniyle büyük kentlerin çevresinde ormanlar yetiştirilmekte, dinlenme yerleri kurulmaktadır.
- Ormanlar, orman içinde ve dışında yaşayan insanlara çeşitli iş alanları sağlar, işsizliği önlemede etkin rol oynar, böylece köyden kente göçü azaltır.
- Ormanlar, ulusal savunma ve güvenlik bakımından da çok önemlidir. Askeri birliklerin savaş tesisleri ile araç ve gereçlerinin gizlenmesinde, savaş ekonomisi bakımından değer taşıyan reçine, katran ve tanenli maddelerin elde edilmesini sağlar,
- Ayrıca ormanlar barajların ekonomik ömrünü uzatır, doğal afetleri önler, ülke turizmine katkıda bulunur,
- Ormanlar, doğal güzellikleri ve sayılmayacak kadar çok faydalarıyla iyi baktığımız takdirde tükenmez bir doğal kaynaktır.
Dünyada ve Ülkemizde Orman Varlığı
Dünya kara alanlarının %30’nu kaplayan ormanlar 3.8 milyar hektardır. Tropikal ve yarı tropikal ormanlar bu alanın % 56’sını teşkil etmektedir. Dünya ormanlarının % 95’i doğal orman, % 5’ ise ağaçlandırma ile tesis edilen suni ormanlardır.
Ülkemizin ormanlık alanı ise 20.7 milyon hektar olup yurdumuzun genel alanının % 26.8’sini oluşturmaktadır. Ormanlarımızda yetişen asli ağaç türlerimiz; kestane, kayın, meşe, kızılağaç, kavak, huş, ıhlamur, dişbudak, akçağaç, karağaç, çınar, söğüt, ceviz ve sığla gibi yapraklı ağaçlar ile çam, göknar, ladin, sedir, ardıç, servi ve porsuk gibi iğne yapraklı ağaçlardır...
Ormanların Ülkemiz Ekonomisindeki Yeri
Ormancılık sektörünün ülke ekonomisine olan katkılarını para ile ölçülebilen ve para ile ölçülemeyen katkılar olarak ikiye ayrılmak gerekir. Odun kökenli orman ürünleri üretimi, orman tali ürünleri üretimi, işlendirmeye katkısı, bölgeler arası gelişmişlik farkını azaltıcı etkisi, ödemeler dengesini olumlu yönde etkilemesi, mineral nitelikli katkıları, tarım, hayvancılık ve turizme olan katkıları para ile ölçülebilen katkılardır.
İlkim, toprak su gibi doğal kaynakların korunması ve dengede tutulması, rüzgar ve kumul hareketlerine karşı önleyici perde görevi görmesi, su akışını düzenlemesi, yer altı ve yer üstü su kaynaklarının sürekliliğini sağlayarak çoraklaşmayı önlemesi, erozyonu önlemesi dolayısıyla tarım alanları ile barajların ekonomik ömrünü uzatması, çığ ve sel baskınlarını önlemesi halkın rekreasyon ihtiyaçlarını karşılaması, insan sağlığını olumlu yönde etkilemesi ve iş verimliliğini artırması ise para ile ölçülemeyen katkılardır.
Ülkemizde çok önemli bir sektör olan ormancılık ülke kalkınmasında "itici ve teşvik edici" stratejik bir rol oynar.
BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ?
Yaşamak için ihtiyaç duduğumuz oksijenin %70?ini denizlerin sağladığını?
Kanser ilaçlarının %65?inin deniz canlılarından ve bitkilerınden yapıldığını?
Dünyada her yıl 450 milyar m3 arıtılmamış ya da kısmen arıtılmış çöpün, endüstriyel ve tarımsal atığın denıze atıldığını?
Denize saatte %50?si plastik olmak üzere 675.000 kg çop atıldığını...
Türkiye?de Sanayi tesislerinnin %98 inde ,Belediyelerin %95inde,Turizm Tesislerinin % 81?inde atık arıtma tesisi olmadığını ?
Her 20 kişiden 1 kişi bir kere kirli denize girmekten hastalanabildiğini?
Her yıl yaklaşık 250 milyon kişinin, kirli denizlere girdiği icin mide-bağırsak enfeksiyonu ve üst solunum yolları hastalıklarına yakalandığını?
Ticari olarak avlanabilen balık türlerinin en az %70?inin gereğinden fazla ya da tamamen tüketildiğini ?
1 Cam şişenin 1 Milyon yılda, 1 plastik şisenin 450 yılda denizde kaybolduğunu?
Denizlerdeki çöplerin her yıl 1 milyondan fazla deniz kuşunu öldürdüğünü?
Akdeniz havzasının dünyadaki 34 sorunlu bölge içinde 3. sırada yer aldığını?
Deniz kirliliğinin küresel ısınmanın ana nedeni olduğunu?
Küresel ısınma ve neden olduğu iklim değişiklikleri Avrupa'yı tehdit ediyor. Hava sıcaklıklarının her geçen gün arttığına dikkat çeken bilim adamları Avrupa'nın çölleşme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Portekiz'deki Lizbon Üniversitesi'nde araştırmalarını sürdüren Maria Carol, ortaya çıkan tehlikeye dikkat çekerek "Herkes daha çok su istiyor. Yüzme havuzları, golf sahaları, bahçeler için" diye konuşuyor. Portekiz hükümeti ülkedeki kuraklık tehlikesine dikkat çekiyor. İspanya'da halk nehir ve deniz kıyılarına göç ediyor. Aşırı sıcaklardan Avrupa tarımı da kötü etkileniyor. Verimli ve sulak ekilebilir tarım arazisi her geçen yıl azalıyor. Bu da başta yiyecek fiyatları olmak üzere aynı zamanda işsizlik oranlarının artmasına sebep oluyor.
Çevre felaketi kapımızda
" Akdeniz en korkunç çevre felaketiyle karşı karşıya" uyarısı yapan İngiliz gazeteleri, Türkiye ve Kıbrıs'ın, İsrail jetlerinin bombaladığı bir elektrik santralinden sızan 35 bin ton petrolün kirlilik tehdidi altında bulunduğunu yazdı.
07 Ağustos 2006 kaynak : kanal7.com
İsrail bombardımanında denize sızan binlerce ton petrol bugünlerde Türkiye kıyılarına ulaşacak.
Times gazetesine konuyla ilgili bilgi veren Friends of the Earth Europe adlı çevre örgütünün direktörü Fuad Hamdan, uydu fotoğraflarının, petrol tabakasının şimdiden Suriye kıyılarının yarısını kirlettiğini belirterek, "Kirlilik, bu hafta içinde Türkiye kıyılarına ulaşabilir. Kıbrıs'ı ne zaman etkileyeceğiyse rüzgara bağlı" dedi.
Lübnan Çevre Bakanı Yakub el Sarraf da kirliliğin, sadece Lübnan'n değil Doğu Akdeniz'deki tüm ülkeleri etkileyeceğini söyledi. Yeşil kaplumbağaların beslenme yatağı Lübnan kıyıları, canlılar için öldürücü siyah petrol tabakasıyla kaplanırken, bombardımanın sürmesi temizleme çalışmalarına engel olmuştu.
GREENPEACE'İN ÇAĞRISI
Acil ateşkesle vahşet ve çevre yıkımına son verme çağrısı yapan Greenpeace örgütü, Beyrut'un 30 km güneyindeki Jiyyeh enerji santralindeki depoların bombalanması sonucu denize yayılan yüklü miktardaki petrol akıntısının Doğu Akdeniz sahillerine yayılması tehdidinin önlenmesi gerektiğini bildirmişti.
Kısa vadede, akıntının balık avlama bölgelerine ve kumsallarına yayılmalarını önlemek ve kontrol altına almak için Lübnanlı yetkililerin acil yardıma ihtiyaç duymakta olduklarını bildiren Greenpeace, uzun vadede akıntıyı Lübnan açıklarında 100 km'ye kadar temizlemenin 6-12 ay arasında zaman alacağını belirtmişti.
Çevreci örgüt, akıntının, Lübnan'ın zaten az olan deniz rezervlerine ve bunun yanı sıra Lübnan sahillerindeki balık yumurtaları ve deniz kaplumbağaları yuvaları için de bir tehdit oluşturmakta olduğu uyarısında bulunmuştu.
Petrol akıntısı, Akdeniz'de yaşayan deniz memelilerinin ve deniz kuşlarının yanı sıra yerel balıkçılığı ve turizmi de çok kötü etkileyeceğini belirten Greenpeace, uluslararası kamuoyunu bu insanlık vahşetine ve çevre tahribatına acil bir son vermeye çağırmıştı.
ÖRNEK BİR İNSAN. SERVETİNİ ÇEVREYE HARCADI.
Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Antalya Şube Başkanı emekli öğretmen Hediye Gündüz çevre için emekli ikramiyesini harcadı. Arsasını, evini ve otosunu bile sattı.
Bir insan çevre için ancak bu kadar fedakarlık yapabilir. Antalya'da yaşayan emekli öğretmen Hediye Gündüz, erozyonla mücadele etmek için 13 yıl önce Türkiye Tabiatını Koruma Derneği'ne üye oldu. Dern ekte aktif çal ışmaya başlayan Gündüz, önce dernek yönetimine girdi, ardından da Antalya Şube Başkanlığı'na getirildi.
SADECE MAAŞI KALDI
Antalya ve ilçeleri başta olmak üzere Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde yaşanan çevre sorunlarına dikkati çekmek amacıyla çeşitli eylemler düzenleyen ve katılan Hediye Gündüz, bu uğurda önce emekli ikramiyesini harcadı. Kardeşiyle ortak olan bir daireyi, arsasını ve otomobilini de satmak zorunda kaldı. Çevre için harcadığı paraya hiç acımadığını belirten Gündüz, "Çünkü çevre mücadelesi vermek parasal güce dayanıyor. Şimdi sadece emekli maaşım kaldı" dedi.
EYLEMDEN EYLEME
Antalya'da kurutulmak istenen Avlan Gölü'nü kurtardıklarını anlatan Gündüz, "Antalya'da arıtma sistemi yapılıyordu ama biyolojik arıtması yoktu. Kamuoyu oluşturduk. Biyolojik arıtma tesis kurulmasını sağladık." dedi.
TEMEL ÇEVRE SORUNLARI
Çevre sorunlarının gelişimine girmeden önce, dünyamızı ve ülkemizi tehdit eden bazı temel çevre sorunlarının üzerinde durmak gerekmektedir. Böylece, hem bu sorunların niteliği hem de bunlarla ilgili mevzuat ve bilincin gelişim tarihleri daha iyi izlenebilecektir. Aslında bu ayırımın kendisi dahi çevre sorunları gibi yenidir. Zira çevre sorunları ilk kez II. Dünya savaşı sonrası ortaya çıktığında, bunların son tahlilde sanayileşmenin bir sonucu olduğu ve sadece bulundukları bölgeleri ilgilendirdiği sanılıyordu. Böylece, bunlarla ilgili çözüm ve bilinç de bölgesel ve mahallî olarak düşünülüyordu. Çevre sorunlarının ortaya çıktığı bölge/ bölgelerde yaşamayan insanlar bu sorunlara ilgi duymadıkları gibi, çözümü konusunda da bir endişe hissetmiyorlardı.
Ancak, çevre sorunlarının sebep olduğu bazı sonuçlarının evrenselliği anlaşıldıktan sonra global anlamda bir çevre bilinci uyanmaya başladı. İnsanlar ancak o zaman anlayabildiler ki: Tek bir dünyamız var. Hepimiz aynı gezegenin üzerindeyiz. Bir çevre düşünürünün kullandığı simge ile, aynı gemideyiz, Bu geminin batması ile hepimiz batacağız. Her ne kadar üst güvertede yaşayanlar daha çok sorumlu olsa da.
Belirtildiği gibi, “çevre sorunlarının” insanlık üzerindeki etkilerinin tam olarak anlaşılması son yirmi yılda meydana geldi. Daha önceleri su ve hava kirlenmesi olarak görülen ve daha çok sanayi bölgelerinde rastlanan çevre sorunlarının, toksik atıklardan, ozon tabakasının incelmesine, tabiattaki biyolojik zenginliğin yok olmasına, yani bazı canlı türlerinin bir daha dönmemecesine yok olmasına, iklim değişikliklerine, deniz ve okyanusların kirlenmesine kadar uzandığı görüldü. Ayrıca çevre kirliliğinin sadece insanın maddî ve ruh sağlığını tehdit etmediği; medenîyet ve kültürel varlıkları da tehdit ettiği ortaya çıktı. Dahası bu sorunlar sadece zengin ve gelişmiş ülkeleri değil, gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkeleri de aynı derecede etkilemektedir. Şimdi bu sorunların temel niteliğine dikkat çekmek istiyoruz. Zira bu sorunların bazıları global iken, bir kısmı bölgesel ve diğer bir kısmı ise mahallî sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Tüm insanlığı tehdit eden global çevre sorunlarının başlıcaları: İklim değişmesi, sera etkisi, ozon tabakasının incelmesi ve hızlı nüfus artışıdır. Dünyamız âdeta bir canlı gibi hassas eko sistemlerden meydana geldiğinden, global çevre sorunlarının sonuçlarından tüm canlılarla beraber insanlar da etkilenmektedirler. Bu nedenle, bu sorunlar sadece meydana çıktıkları yerlerdeki insanları ve çevreyi tehdit etmiyorlar. Tüm insanların sağlığını ve geleceğini tehdit ediyorlar.
Bölgesel Çevre Sorunları ise, daha çok ortaya çıktıkları bölgedeki eko sistemleri ve dolayısıyla insanları tehdit eden sorunlardır. En önemlileri ise, Eko sistemlerin tahribi ve Biyolojik zenginliğin kaybolmasıdır.
Mahallî Çevre Sorunlarına gelince, bunlar daha çok ortaya çıktıkları yerleri tehdit eden sorunlar olup başlıcaları: Atık Maddeler (Çöpler), Sanayi ve Kimyasal Atıklar ve Zehirli Atıklardır.
Birkaç yıl öncesine kadar çevre sorunları konusunda bazılarını aydınlatmak bazen zor olabiliyordu. Yerel yönetimleri ve yetkilileri uyarmak için bilimsel raporlara ihtiyaç duyuluyordu. Bir çok insan ise çevre sorunlarını ciddîye almıyordu. Ancak, günümüzde herkes bir şeylerin ters gittiğini bizzat kendi beş duyusuyla tecrübe edebiliyor: Kirlenen hava, su ve denizin yanında; yok olan ormanlar ve buralarda yaşayan canlılar. Bunların bir sonucu olarak değişen iklim. Bir yandan kavurucu sıcaklar, bir yandan sel felâketleri. Son birkaç yıldır âdeta Hz. Nuh’tan bu yana yaşanan en büyük sel felâketlerine şahit olunmaktadır.
Çevrenin tahribine seyirci kalan, başka bir ifadeyle çevreyi bilinçsizce tahrip eden; ondaki ilahi denge ve ahengi göz ardı eden modern insan, bunun bedelini çok pahalıya ödemektedir. Bunun en tipik örneği, ülkemizin bazı bölgelerinde aşırı ağaç ve orman kesimlerinin neden olduğu felâketlerdir. Ağaçların ve ormandaki ekolojik yapıların suyu tutucu ve erozyonu önleyici rolünün gözardı edilerek, bu ağaçlar kesilmiş; böylece yağan yağmurlar sellere ve çamur deryalarına dönüşmüştür. Bunun tipik örnekleri ülkemizin bir çok yerinde özellikle de Senirkent, Zonguldak ve Trabzon’da meydana gelmiş; trilyonlarca maddî zararın yanında, tamir edilemez çevresel zararlara sebebiyet vermiştir.
Şimdi global, bölgesel ve mahallî olarak dünyayı ve ülkemizi tehdit eden bazı önemli çevre sorunlarına kısaca değinmekte yarar bulunmaktadır.
Nesli tükenen türler
Dünyada nesli tükenen türler
Yeni Zelanda'nın türü yok olan canlısı Moa
Dünya üzerinde beşyüzden fazla türün nesli tamamen tükenmiştir. Bazı türlerin doğal afetle ve insanoğlunun dünyada var oluşundan çok önce yok olmuş (dinazorlar ve bir sürü hayvanlar)bazıları da insanoğlunun aşırı avlanması, nüfus artışı ve şehirleşmeyle doğal yaşam alanlarını tahrip etmesiyle dünya üzerinden tamamen yok olmuştur.
Senckenberg Müzesindeki Tirazonorus Reks maketi
- Dinazorlar : Yüzlerce türü vardı. İnsanoğlunun dünyada bulunuşundan çok önce doğal sebeplerle yok oldular.
- Mamut : Filin atası
- Moa : Yeni Zelanda'da yaşamış en büyük kuş türü. İnsanlar tarafından yok edildi.
- Tazmanya Kaplanı veya Tazmanya kurdu (Thylacinus cynocephalus) : 1930'lara kadar yaşadı. Tazmanya hükümeti ve çiftçilerin desteğiyle sürdürülen avlarla soyu tüketildi. 1936'dan bu yana türün varlığına dair hiçbir kanıt bulunmamıştır.
- Hazar Kaplanı veya Pers Kaplanı (Panthera tigris virgata) : İran, Afganistan, Türkiye, Irak ve Moğolistan bölgelerinde yaşamaktaydı. En son 1970 yılında Rusya'daki türün son üyesinin ölümüyle yok oldu.
== andolu türü tükenen kırolar ==
Anadolu coğrafi konumuyla çeşitli hayvan ve bitki türlerini içinde barındırmıştır. Günümüzde ismi çoğu kimse tarafından dahi bilinmeyen Aşağıda nesli tümüyle yok olmuş bazı türler yer almaktadır.
- Anadolu Panteri (Pantherea Pardus Tulliana): En son izine 1974 yılında Beypazarında rastlanmıştır.
- Anadolu Aslanı : En son 1890 yılında vurulmuştur.
- Anadolu Kaplanı : Son Kaplan 1970 yılında öldürülmüştür.
- Mersin Balığı
- Fil
- Çizgili Sırtlan
|